Harcadığım emek ve çıkan ürün göz önünde bulundurulursa projeden istediğim verimi alamadığım anlaşılacaktır. Anlaşılmıştır. Sorun belki de “doğru” bir proje arayışında olunmasında fakat böyle birşeyin gerçekte varolmamasındadır. Gerçek çözümlenemeyecek derecede karmaşıktır ve bunun bir yazıda, nesnede, binada ya da projede somutlaştırılması beyhude bir çabadır. Ya da gerçek diye birşey yoktur. Sonuçta çalışan bir otopark çözülebilir. İşleyen bir konut bloğu tasarlanabilir. Farklı yapı tipleri arasında gerçekçi ilişkiler kurulabilir. Bunlara bir kavram üzerinden “tat” verilebilir. Genius logi yaratılabilir. Lakin hepsi belirli bir dönem ve kavram üzerinden ortaya çıkan “ilişkiler varsayımı” olmaktan öteye geçemez. Burda bir vaatte bulunuyoruz. “Bence” diyoruz. Kendimizi ortaya koyuyoruz. Ancak “gerçekten” kendimizi koyarsak ortaya, mimarlık ayakta kalabilir mi ? Özümüzde hiçlik varsa gerçekten, buna hangi materyal hangi taşıyıcı strüktür karşı koyabilir ? O zaman herşeyi yıkmak gerekecektir. Bütün insanlık birikimini. Ta ki hiçlik kalıncaya kadar.
Görecelilikler ve inançsızlıklar ruhumuzu yaralar